Araştırmada öne çıkan hususlar şunlardır: Eröz’ ün daha çocukluk döneminde iyi bir toplumsal gözlemciliği ileride yapacağı araştırmalarına, çalışmalarına her zaman ilham kaynağı olmuştur. Ağustos 1972’de Töre Dergisi Deniz Dağoğlu’nun kendisi ile yaptığı röportajda çocukluğuna dair gözlemleri bize ileride yapacağı çalışmalarla ilgili yol gösterici niteliktedir; “Aydın’ın Söke Kazasında doğdum. Kırk bir yaşındayım. Babam, Antalya ve Mersin arasından, Toroslardan gelen Yörüklerin kurduğu Serçin köyündendir. Anam da, bir kolu Karatekeli Yörüğü, diğer kolu Akkuzulu Yörüğü olan, Germencik ve Ortaklar’a yerleşen Akkuşoğlu Hasan Hüseyin Ağa’nın kızıdır. Babamın babası, Serçin’li Hasan Efendi’dir. Kışı Söke’de geçirir, yaz aylarında köye incir bahçemize göçerdik. Akrabaların ve diğer köylülerin haftada bir pazardan gelirken alıp getirdikleri gazeteleri okur, II. Dünya Harbi hakkında konuşurduk. On yaşlarındaki çocuğun okuyuşunu ve fikirlerini zevk ve takdirle dinlerlerdi. Bu sıralarda Keloğlan, Nasreddin Hoca, Kerem ile Aslı, Tahir ile Zühre, Ferhat ile Şirin, Âşık Garip, Kan Kalesi vs. okur, bazılarını anneme de okurdum. Dini ve Milli heyecanımızın ilham kaynakları böyle bir ictimaî muhitti. On bir yaşında anacığımı kaybedince bu bahçelere gitmez, millî kültürün pınarlarından içemez oldum. Dini heyecan ve şuurumu, bilhassa iyilik, merhamet, yardım severlik abidesi olan dedeme borçluyum.” Bir dönem liseye ara vermek zorunda kalmış ve tekrar geri dönüşünü şöyle anlatmıştır. “Tekrar tahsile başladığımda, Atsız’ın, Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun, Feridun Fazıl Tülbentçi’nin tarihi eser ve romanları yolumu aydınlatıverdi. Gideceğim yeri görebiliyordum. Bu yol, Türklükle Müslümanlığı en saf şekli ile yoğuracak ve sosyalizmle kapitalizm arasında, dinî ve milli kaynaklardan ilhamını alan bir iktisadi sistem getirecekti. Seminerleri, konferansları, ilmî toplantıları kaçırmıyor, tarihi, sosyolojik ve felsefi eserleri doymak bilmez bir iştah ve ihtirasla okuyordum. Asistan olmak için uzun yıllar çalıştım. Bu ilmi çalışma yolunda en az beş altı yıl kaybım vardı. Çok bocalamıştım. Bin bir sıkıntı ve meşakkatten sonra otuz yaşında asistan olarak üniversiteye girdim. Başkalarının traktörle çok kısa zamanda sürerek temizleyeceği bir tarlayı ben kara sabanla sürmeye çalışmış, uzun yıllar kan ter içinde kalmıştım.” diye ifade ediyor. Böyle bir çocukluk ve lise dönemi sonrası Mehmet Eröz Türkiye’ de disiplinler arası anlayışla araştırma yapmanın gereğini gündeme getirerek saha araştırmalarını bu disiplinle yürütmüş Türkiye’nin yetiştirdiği ilk sosyologdur.
Teori ile sahada edinilen bilgilerin beraber değerlendirilmesinin zorunlu olduğunu kendisinden öğreniyoruz. Eröz İktisat sosyolojisi alanındaki temel teorik yaklaşımları Türk Kültürü ve gelenekleri bağlamında değerlendirdiği için her zaman bir klasik kalmaya devam edecektir.
Milliyetçilik anlayışına güzel bir bakış açısı getirerek “…bu milliyetçilik şoven ve tecavüzi milliyetçilik değildir… Bu milliyetçilik, akli, mantıki, hürriyetçi, barışçı, demokratik, diğer milletleri eşit sayan, sosyolojik, psikolojik esaslara dayalı yani sadece bağlılık ve mensubiyet şuuru isteyen milliyetçiliktir... Araştırmam esnasında iktisat sosyoloğu kimliğinin yanında en çok dikkatimi çeken tarafı bilimsel çalışmalarında Türk Kültürünü önemsemiş, toplumumuzda yaratılmak istenen ayrıştırma konularına her zaman karşı duruş sergilemiş, birlik ve beraberlik için mücadele ettiği birçok çalışmaları kalıcı eserlere dönüşmüştür.
Yorum Yazın