DÜNYA

Kadınları geçmişleriyle buluşturan kadın. Gerda Lerner

hüseyin okumuş
8479 Görüntüleme
26 Ocak 2023 23:20
Son Güncelleme: 26 Ocak 2023 23:20
O, kadın ezilmesinin tek başına bir şey olmadığını, etnik ve “ırksal” aidiyetin, sosyal sınıf ve statünün, dinin her zaman hesaba katılması gerektiğini çok erken fark etmiştir.
Kadınları geçmişleriyle buluşturan kadın. Gerda Lerner

Gerda Lerner, kadın tarihi araştırmacısı olarak uluslararası ününü öncelikle Ataerkilliğin Ortaya Çıkışı ve Feminist Bilincin Ortaya Çıkışı adlı iki eserine borçludur. Fakat araştırma faaliyetlerinin Afro-Amerikan kadınlar ve özellikle kadın işçiler gibi kesimleri de içine aldığı az bilinen bir gerçekliktir.

O, kadın ezilmesinin tek başına bir şey olmadığını, etnik ve “ırksal” aidiyetin, sosyal sınıf ve statünün, dinin her zaman hesaba katılması gerektiğini çok erken fark etmiştir.

Bu temeldeki farkındalığını, orta sınıf bir ailenin kızı, Yahudi, mülteci, göçmen, çalışan yoksul, komünist, ev kadını ve anne, “geç” öğrenci ve nihayetinde tanınan ve saygı duyulan bir profesör olarak kendi yaşam deneyimlerine borçluydu. Kendi cinslerinin tarihiyle uğraşmayı tercih eden orta ve üst sınıftan beyaz, Avrupalı, Amerikalı erkeklerden en büyük farkı da bu olsa gerek.

Gerda Kronstein, 1920 yılında orta sınıf Viyanalı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Yahudilik ilk başta hayatlarında önemli bir yer tutmuyordu; çünkü ailesi Yahudi bayramlarını kutluyor ama onun dışında seküler bir yaşam sürüyordu. Babası Robert, eşinin çeyizi sayesinde kendi dükkânını açan bir eczacıydı.

Budapeşteli anne Ilona, oturmuş bir aile geleneği içinde ev kadını ve anne rolüne alışmakta zorlanıyordu. Ressam olmayı tercih etti. Özgür bir ruhtu; abartılı kıyafetler giyiyor, modern sanat ve edebiyata, vejetaryen yemeklere ve yogaya ilgi duyuyordu. Aile, büyük evde kendi dairesinde yaşayan babaanneyi ve Gerda’nın kendisinden beş buçuk yaş küçük kız kardeşi Nora’yı da kapsıyordu.

Ebeveynlerin yaşam tarzları uyuşmuyordu; bu nedenle Nora’nın doğumundan sonra, ikisi de gizlice kendi yollarına gitme kararı aldılar. Gerda ve Nora sürekli değişen bakıcılar tarafından büyütüldü. Buna rağmen Ilona, kızlarının yaratıcılığını teşvik ediyor ve onlara eş ve ev kadını olmanın dışında bir alternatif sunmaya çalışıyordu.  

Şubat 1934’te Viyanalı işçilerin, Dollfuß’un dinci-faşist hükümetine karşı ayaklanması ve bu ayaklanmanın şiddetle bastırılmasıyla birlikte Gerda’nın hayatına siyaset girdi. Sınıf arkadaşı aracılığıyla komünist bir yeraltı gazetesi ile tanıştı. Daha sonra üniversitedeki sol görüşlü, politik olarak aktif öğrenci grubuna katıldı. Bu grupta erkek arkadaşı tıp öğrencisi Bobby Jerusalem ile tanıştı.

Gestapo tarafından tutuklandı

Mart 1938’de Avusturya, Nazi Almanyası tarafından ilhak edildi ve ülkedeki hayat birden bire değişti. Avusturya’da Yahudilere yönelik zulüm, ev ve işyeri baskınları, ırkın “Aryanlaştırılması” hızlı ve acımasız bir şekilde başladı ve Almanya’ya göre çok daha fazla kabul gördü.

İhtiyatlı Robert Kronstein, 1933 yılında Liechtenstein’da bir eczane şubesi açmıştı.  Buraya sürekli gidip geliyordu. Bu gelişmeler üzerine ailesini buraya taşımaya karar verdi. Kendisi kaçmayı başardı. Ama o kaçtıktan birkaç gün sonra Gestapo eve geldi ve onu tutuklayamadıkları için Ilona ve Gerda Kronstein’i hapse attı. Nora büyükannesiyle kalmıştı. Gerda ve annesi, babayı geri dönmeye zorlamak için rehine olarak kullanılmıştı. Gerda Lerner daha sonra, 18’inci doğum gününü de içeren hapishanedeki beş haftayı, hayatının biçimlendiği zaman olarak tanımlamıştı.

Baba, Viyana’daki ilaç şirketini bedavaya hükümete devrettikten sonra Ilona ve Gerda Kronstein serbest bırakıldı. Avusturya’dan mümkün olan en kısa sürede ayrılmaları şart olmuştu. Oysa Gerda’nın daha başka planları vardı. O, New York’ta okuyan sevgilisi Bobby ile evlenmek istiyordu. Ancak Le Havre’dan New York’a doğru yola çıkabilmesi için Nisan 1939’a kadar bir yıl daha beklemesi gerekiyordu.

Annesi Liechtenstein’e göç etmemiş, Fransa’nın güneyinde yaşamayı tercih etmişti. Gerda, Le Havre’a gitmeden önce annesine savaş tehdidi nedeniyle Liechtenstein’a dönmesi için yalvardı. Ama o, Fransa’nın güneyinde kalmak istiyordu. Almanya’nın Fransa’yı işgalinden sonra 1940’ta Gurs kampına kapatıldı ve serbest bırakılmasından sonra sadece birkaç yıl yaşadı. Gerda onu bir daha hiç görmedi.

ABD yılları

ABD’deki ilk yıllar beklediğinden çok daha zor oldu. Bobby ile evliliği ABD’ye göç etmek için yapılan bir mantık evliliğine dönüşmüştü. Bir buçuk yıl sonra ayrıldılar. Zar zor geçiniyor ama Yahudi kuruluşlarından yardım almak istemiyordu.  Fabrika işçisi, temizlikçi, garson ya da tezgâhtar olarak bulabildiği her işte çalışıyordu.  

Gerda, Eylül 1941’de tiyatro ve film yapımı alanlarında güvencesiz bir film editörü olan Carl Lerner ile evlendiğinde, ikisi de kıt kanaat geçinmekteydi. Carl’ın bir iş teklifi aldığı Hollywood’a taşındılar. 1943 yılında Gerda Lerner’e ABD vatandaşlığı verildi. Çocukları Stephanie ve Daniel, 1945 ve 1947 yıllarında doğdu.

Gerda Lerner artık sadece bir ev kadını ve anneydi. Ama Hiroşima’ya atom bombası atıldıktan sonra barış hareketi için çalışmaya başladı. Sendikal örgütlenmelere, uygun fiyatlı konut ve gıda için yapılan eylemlere katılıyor; nükleer silahlara, savaşa ve ırkçılığa karşı mücadele ederken kreş kampanyalarında da yer alıyordu. 1946’nın sonunda kocası Carl ile birlikte Komünist Parti’ye katıldı. Partinin çocuk bakımı ve eğitim işleriyle ilgilenen bir mahalle derneğinde çalışıyor ve Bağımsız İlerici Parti’nin başkan adayı için kampanya yürütüyordu.

Aralık 1945’te Paris’te kadın haklarının geliştirilmesi, çocukların korunması, dünya barışı ve demokrasi için Kadınların Uluslararası Demokratik Federasyonu (WIDF) kurulmuştu. 1946 yılı baharında örgütün ABD şubesi olan Amerikan Kadınlar Kongresi (CAW) açılışını yaptı.

Gerda Lerner, hemen Los Angeles’ta yerel bir grubun kurulmasına yardımcı oldu ve bir süre bölgesel ve ulusal yürütme komitesinin üyesi oldu. 1948 yılında Budapeşte’de düzenlenen WIDF II. Dünya Kongresi’ne delege olarak katıldı.

Hollywood’da komünistler için işler giderek zorlaşıyordu. Başarılı filmlerde çalışan Carl’ın iş bulması giderek zorlaştı. Arkadaşları, meslektaşları ve tanıdıkları sorgulanıyor, evleri aranıyor ve işlerini kaybediyorlardı. Lernerlar 1949 yazında New York’a geri dönmeye karar verdiler.

Gerda, New York’ta yaşadığı ilk yıllarda kısa öyküler yazmaya ve bunları edebiyat dergilerine göndermeye başlamıştı. Ancak bir tanesi dışında hiçbiri basılmamıştı. New York’a döndükten sonra yazarlık faaliyetlerine yeniden başladı.

1909 tekstil direnişini tiyatroya taşıdı

Otobiyografik romanı No Farewell’i  (Veda Yok) 12 yıllık bir çalışmanın ardından 1951’de nihayet tamamladı; ancak kitap, faşizm konusunun bu süre zarfında kendini tükettiği gerekçesiyle reddedildi. Kitap 1955 yılında Avusturyalı bir yayıncı tarafından yayımlandı.

Lerner bu arada Amerikalı kadınların tarihini anlatan, ancak mali nedenlerden yalnızca üç kez sahnelenen dramatik revü Singing of Women’ın ve New York tekstil işçilerinin 1909 grevini konu alan müzikal Bread and Roses Too’nun metnini yazdı.

Gerda Lerner 1956’da Komünist Parti’den ayrıldı. Ama bunun nedeni ona göre, McCarthy döneminin antikomünist histerisinden duyduğu korku değil, parti içindeki demokrasi eksikliği ve parti liderliğinin kibri ve Stalinist dogmatizmdi.

1958 yılında sağlık sorunları, siyasi yenilgiler ve geri çekilmeler, sürekli yinelenen başarısızlık deneyimleri özgüvenini kemirirken, yeni bir tür olan tarihi roman yazmayı denemeye karar verdi. 

Güney Carolina’da zengin bir plantasyon sahibinin kızları olan, köleliğe karşı ve kadın hakları için mücadelede öncülük eden Angelina ve Sarah Grimké kardeşlerin hikâyesini anlatmak istiyordu. Ama karakterlerinin hakkını vermek için bir tarihçi olarak resmi bir eğitime ihtiyacı vardı.

New School for Social Research’te tarih eğitimine başladı ve 1963 yılında buradan lisans derecesiyle mezun oldu. Bu arada “Amerikan Tarihinde Büyük Kadınlar” konulu bir seminer de düzenledi.

Yüksek lisans ve doktora için Columbia Üniversitesi’ne geçti. Sonunda Grimké kardeşlerin hikâyesi bir romana değil, 1968’de Gerda Lerner’in doktora tezine dönüştü. Bu kadın tarihi konusunda ilk tezdi. ABD’deki en büyük feminist örgüt olan Ulusal Kadın Örgütü’nün (NOW) kurucu üyesi oldu.

‘Erkek tarihçiler insanlığın yarısını unutuyor’

Gerda Lerner’in ilk işi, New York’taki Sarah Lawrence Koleji’nde tarih öğretmenliğiydi. 1972 yılında profesör olarak kadın tarihi alanında ilk dersleri düzenledi. Bunu, kendisinin de belirttiği gibi, “kadın tarihiyle ilgilenen tarihçilerin bir telefon kulübesine sığabileceği” bir dönemde gerçekleştirmişti.

Tarih yani geçmişte gerçekten olanlar ile tarih yazımı yani bazı insanların önemli bulduğu, gelecek kuşaklar için kaydettiği ve daha sonra ayıkladığı ya da ileriye taşıdığı şeyler arasındaki tutarsızlık onu rahatsız ediyordu. “Kadınlar, insanlığın yarısını temsil ediyor, her zaman toplumda var olan işlerin ve görevlerin yarısından fazlasını yerine getiriyor ama tarihte yeteri kadar görünmüyorlar. İnsanlığın gelişimine yalnızca ‘marijinal’ katkılarda bulunmuş, ötekileştirilmiş olarak yer alıyorlar. Bu, ataerkil değerlerin tarih yazımını belirlemesi ve düzenlemesi, yani erkeklerin faaliyetlerinin en başından itibaren kadınların faaliyetlerinden daha anlamlı ve önemli görülmesi, erkek tarihçilerin insanlığın yarısını unutması anlamına geliyor” diyordu.

Lerner bu unutuşa, kadın tarihi yazımıyla karşı koymak istiyordu. Amacı, ataerkil tarihteki boşlukları doldurmak değil, kadın bakış açısını eşit olarak tarih bilimine entegre etmekti. Sadece kadınları ve erkekleri eşit şekilde ele alan bir tarih, evrensel tarih olarak adlandırılabilirdi.

Kadın tarihi yazımında beyaz üst sınıfın kadınlarının tarihinin kadınların tümü için geçerli olması anlayışına da karşı çıkıyor, bunu bir tehlike olarak adlandırıyordu. O nedenle, Grimké kardeşlerle ilgili çalışması, görece başarılı beyaz elitlerle ilgili tek çalışması olarak kaldı. The Lady and the Mill Girl (1969) adlı kitabında farklı sınıfsal aidiyetlerin getirdiği farklılıkları inceledi. Daha sonraki araştırmalarına “ırk” boyutunu da ekledi. 1972 yılında, birincil kaynak eksikliği bulunan Afro-Amerikan kadınların tarihine ilişkin bir kaynak derlemesi olan Black Women in White America’yı yayımladı.

Ancak kendi kuşağındaki birçok feminist gibi lezbiyenlere ve onların kadın çalışmalarına katılma konusundaki haklı taleplerine karşı tedirginlik duyuyordu. Homofobiyi bir baskı biçimi olarak çok sonraları çalışmalarına dahil etti.

Gerda Lerner ve eşi Carl (1966)

Üniversitede kadın tarihi bölümünü kurdu

Sarah Lawrence College’da çalışırken Carl beyin tümörüne yakalandı ve 1973 yılında öldü. Gerda sonuna kadar ona hemşirelik yaptı ve daha sonra ölümcül hastaların durumlarını bilme hakkının olması gerektiğini savunan bir kitap yazdı.

Lerner, 1980 yılında Madison’daki Wisconsin Üniversitesi’ne tarih profesörü olarak atandı ve 1991 yılında emekli olana kadar burada çalıştı. Üniversite yönetiminin ve erkek tarihçilerin karşı çıkmalarına aldırmaksızın, burada kadın tarihi bölümünü kurdu ve bunun için bir doktora programı geliştirdi.

1995 yılında kadınlar arasındaki farklılıkları; hanımefendi ve fabrika işçisi, Afrikalı Amerikalı ve beyaz kadınlar, kölelik karşıtı hareketteki kadınlar, ev kadınları üzerine denemelerden oluşan The Majority Finds its Past (Çoğunluk Geçmişiyle Buluşuyor) isimli kitabını yazdı.

Gerda Lerner, daha çok Patriyarkanın Ortaya Çıkışı ve Feminist Bilincin Ortaya Çıkışı adlı iki ciltlik çalışmasıyla tanınmaktadır. Bu eserlerde Mezopotamya’nın ilk gelişmiş uygarlıklarından başlayarak 19’uncu yüzyıla kadar kadınları ezen patriyarkal sistemi geniş bir şekilde incelemiştir.

Ona göre, kadınların ezilmesi 3 bin yıldan daha uzun bir süre önce fethedilen bir kabilenin veya halkın kadınlarının köleleştirilmesiyle başlamıştır. Kadınların baskıya uyum sağlamaları fiziksel şiddet, ekonomik bağımlılık ve bir ödül sistemi ile sağlanmıştır.

Lerner’e göre ataerkillik, erkeklerin kadınların toplumsal ve cinsel davranışları ve üreme kapasiteleri üzerinde kontrol sahibi olmasıyla karakterize edilir. Ataerkilliğin bu tanımı onu, ilişkilerin tersine çevrilmesi olarak anaerkilliğin, yani kadınların erkekler üzerindeki tahakkümünün hiçbir zaman ve hiçbir yerde var olmadığı sonucuna götürmüştü. Kadınların aile içindeki görece yüksek statüsü, anaerkilliğin ya da kadınların gücünün bir göstergesi değildir. Kadınlar binlerce yıldır eğitimden, nüfuzdan, güçten ve kendilerini geliştirmekten uzak tutulmuştur. Bu baskıya karşı kolektif, kamusal direniş ancak 150 yıldır vardır. Ataerkil dirençle mücadele ırk, sınıf, etnik köken, din kategorilerine kıyasla daha zordur; çünkü kadınlar her zaman bu ayrı kategorilerin de üyesidir, sınırlı bir güce sahip olabilir veya ayrı gruplar birbirlerine karşı kullanılabilirler. Bu durum, kadınlar kendi grupları içinde neredeyse her zaman erkeklere tabi olsalar bile, diğer kadınlarla dayanışmayı daha da zorlaştırır.

Çalışmaları çoğu zaman eleştirilere maruz kalsa da başarıları da tanındı ve takdir edildi: 1981’de Gerda Lerner, Amerikan Tarih Örgütü’nün ilk kadın başkanı oldu.

Diğer pek çok ödülün yanı sıra Cambridge, Massachusetts’teki Harvard Üniversitesi ve Kudüs İbrani Üniversitesi de dahil olmak üzere toplam on sekiz fahri doktora unvanına sahip oldu.

Emekli olduktan sonra birkaç yıl Kuzey Carolina, Durham’daki Duke Üniversitesi’nde ders verdi ve kışları kızı Stephanie’nin ailesiyle birlikte geçirdi.

Son dönemlerde, ‘Kadın Çalışmaları’nın ‘Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları’na dönüştüğünü görmek Gerda Lerner için özellikle hayal kırıklığı yarattı. Ona göre bu durum, kadınları özne olmaktan çıkararak, onların görünmez kılınmasına yol açacaktır.

Ölümüne kadar dünya genelinde artan eşitsizlik, köktendincilik, ırkçılık ve yabancı düşmanlığına karşı çıktı. ABD’nin güvenlik politikalarından endişe duyuyor ve “Arap Baharı” ya da Occupy gibi hareketlerden memnun olduğunu dile getiriyordu.

Gerda Lerner 2013 yılında Madison’daki evinde hayatını kaybetti. Bilimsel mirası Harvard Üniversitesi’ndeki Schlesinger Kütüphanesi tarafından korunuyor.  

Yorum Yazın

Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Belediyeler hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.